Yapay zekâ teknolojisi sayesinde hiç yaşanmamış olaylar yaşanmış gibi gösterilebiliyor. Eski görüntüler yeniymiş gibi servis edilebiliyor. Başka bir ülkede çekilen bir video, farklı bir savaşın kanıtı gibi paylaşılabiliyor. Üstelik bu içerikler o kadar gerçekçi ki, ilk bakışta ayırt etmek neredeyse imkânsız.
Peki neye inanacağız?
Öncelikle şunu kabul etmeliyiz: Sosyal medyada gördüğümüz her şey doğru değildir. Özellikle duygularımıza hitap eden, bizi öfkelendiren ya da derinden sarsan paylaşımlara karşı iki kat dikkatli olmalıyız. Çünkü manipülasyon en çok duygular üzerinden yapılır.
Bir bilgiyi doğru kabul etmeden önce:
Kaynağına bakmalıyız.
Güvenilir ve uluslararası saygın haber kuruluşlarında yer alıp almadığını kontrol etmeliyiz.
Görselin ya da videonun eski olup olmadığını araştırmalıyız.
Tek bir hesaba değil, farklı kaynaklara bakmalıyız.
Unutmamalıyız ki bilgi kirliliği de bir savaş silahıdır. Yanlış bilgi; korku yayar, öfke büyütür ve toplumu kutuplaştırır. Gerçeği savunmak artık sadece gazetecilerin değil, her bireyin sorumluluğudur.
Paylaşmadan önce durmak, düşünmek ve araştırmak… Belki de bu çağın en önemli refleksi budur.
Çünkü bazen en büyük zarar, yanlış bir “paylaş” tuşuyla başlar.

























